turgaytufan@turgaytufan.com

1998 Yılının Özürlüler Açısından Genel Bir Görünümü - Turhan İÇLİ

Sevabıyla, günahıyla bir yılı daha geride bıraktık. Yeni bir çağın eşiğine yani 2000 yıllara sadece bir yıl kaldı. 1998 yılının özürlüler açısından bir bilânçosunu sunmak geleneksel bir zorunluluğumuz. Ama daha önemlisi, 2000’li yıllara girerken 1900’lü yılların bir bilânçosunu hazırlamak. Koca bir yüz yılın ülkemiz açısından değerlendirmesini yapmak ve 2000’li yılların Türkiye’sinde özürlülerin beklentilerinin, özlemlerinin, mücadelelerinin resmini çizmek yani 2000’li yılların programını oluşturmak. Bu görev, kuşkusuz bir kişinin üstesinden gelebileceği kadar basit değil. Tüm özürlü örgütlerinin kollektif bir çalışmasını gerektiriyor. Ne var ki, böyle bir perspektife ve yeteneğe sahip özürlü örgütü son derece sınırlı. Türkiye Sakatlar Konfederasyonu büsbütün kendi içine dönük; başkanını ve belkide bir kaç üyesini parlamentoya taşımanın hesabı peşinde. Bu yüzden göstermelik bazı çalışmaların içinde görünmeye gayret gösteriyor. Bir örgütün, üyelerini parlamentoya taşımak istemesi kötü bir şey mi? Kuşkusuz değil! Ama bunu yaparken, o örgütün temsil ettiği kitlenin sorunlarına ilişkin bütünlüklü yaklaşımların olması ve parlamentoda bu sorunların çözümü için uğraşacağının daha önceki tutum ve davranışlarından, perspektiflerinden anlaşılabilmesi gerek. Türkiye Sakatlar Konfederasyonu’nun bugüne dek kamuoyuna ilan edilmiş bir programı, sorunların çözümüne ilişkin perspektifleri içeren bir bildirgesi hiç olmadı. Çünkü yöneticilerinin derdi bu değil. Başta başkan olmak üzere üyelerin bir bölümü kendilerine güzel bir istikbal hazırlamaktan başka gaye gütmüyor. Bu, bizim iddiamız değil, altı yıllık gelişmelerin ortaya koyduğu nesnel bir olgu. İşte parlamentoya taşınma isteminin yadırgatıcı ve eleştiriye değer yanı buradan geliyor.

Diğer özürlü federasyonlarının da 1900’lü yılların sakatlar açısından bir bilançosunu çıkartma yeteneği bulunmuyor. Bu federasyonlar da ya aşırı ölçüde perspektiften yoksun ya da kendi kişisel çıkarlarının peşinde koşuyorlar.

Hasılı bu görevin üstesinden gelebilecek tek güç, Körler Federasyonu ve bu federasyon içerisinde başta Altı Nokta Körler Derneği olmak üzere deneyim ve bilinç birikimine sahip bir kaç örgüt. Önümüzdeki dönemde 1900’lü yılların bir bilançosunu çıkartma görevi, yakıcı bir görev olarak bu örgütlerin önünde duruyor.

Bana gelince, ben bu yazımda sadece 1998 yılının özürlüler açısından kısa bir bilânçosunu ve görünümünü sunmakla yetineceğim.

            1. Özürlü örgütleri bakımından: Bilindiği gibi sakatlık sorununu ve sakatlar için demokratik, bütünlüklü bir yasanın gerekliliği fikrini kamuoyunun gündemine, başta Altı Nokta Körler Derneği olmak üzere çeşitli özürlü örgütlerinin yoğun mücadelesi sokmuş bulunuyor. Bu mücadele kamuoyunda, parlamentoda ve hükümetlerde belirli bir duyarlılık yaratabildiği içindir ki, 1990’lı yıllardan itibaren özürlüler alanında bazı gelişmeler meydana gelmeye başlamıştır. 1997 yılı içerisinde 54.Hükümetin çıkardığı kanun hükmünde kararnamelerle sınırlı da olsa bazı kazanımların elde edilmesi süreci, 55. Hükümet aracılığıyla 1998 yılı içerisinde de gelişerek ilerlemiştir. Bu olgunun ardında özürlülerle ilgili kitle örgütlerinin mücadelesinin ne ölçüde bulunduğu sorunu, bu yıl içerisinde bu örgütlerin ne durumda olduklarıyla açıklanabilir.

Özürlü örgütlerinin en üst kuruluşu durumundaki Türkiye Sakatlar Konfederasyonu’nda ciddi hiç bir değişiklik meydana gelmedi 98 boyunca. Faruk Öztimur ve ekibi, köpeksiz köyde deyneksiz dolaşma rahatlığını sürdürdü. Bunun nedeni Körler Federasyonu’nun içler acısı ve içe dönük durumuydu. Federasyon kendi iç sorunlarıyla cebelleştiği için neredeyse faaliyetlerini büsbütün iptal etmişti. Buna rağmen 1997 yılında ok yaydan çıkıp geri dönüşü olmayan bir yola girildiğinden tek bir kişinin büyük gayreti ve yeteneği sayesinde Mayıs ayı içerisinde 3 uluslararası toplantı başarılabilmişti. Bir de çıkacak olan yeni vergi yasasına özürlüler lehine bazı düzenlemelerin eklenmesi için gösterilen çabalardan söz etmek yerinde olabilir. 5 Temmuz tarihinden itibaren yeni bir ekibi iş başına getiren federasyon, büyük bir atılımın içerisine girdiyse de gerek yaz dönemi olması gerekse mali durumu düzeltip bağımsız kimliğini kazanma çabası nedeniyle ne konfederasyon ne de hükümet üzerinde ciddi bir baskı oluşturma fırsatını bulamadı.

Yıllardan beri alandaki perspektiflerin yaratıcısı ve mücadelenin motor gücü olan Altı Nokta Körler Derneği ise, 1998 yılı boyunca kendi içerisinde meydana gelen sorunlar ve provokatif unsurların etkisizleştirilmesi ile uğraştı. Bu yüzden bazı projelerin geliştirilmesi ve sakatlar haftası içerisindeki miting dışında ciddi bir etkinlik gerçekleştiremedi.

Diğer özür gruplarındaki federasyonlara ve bu federasyonlara bağlı derneklere gelince, bunlar zaten Allahlık Ali beydiler. Ne daha öncesinde ne de 1998 yılında sakatlar için olumlu bir etkinlik yapma yeteneğinden yoksundular. Böylece 1998 yılında sakat hakları doğrultusunda hükümeti ve parlamentoyu zorlayan ciddi ve sistemli bir çabanın ortaya konulamadığı  söylenebilir.

            2. Özürlülerle ilgili kuruluşlar bakımından: 571 sayılı kanun hükmünde kararname ile kurulan Özürlüler İdaresi Başkanlığı teşkilatı, 1998 boyunca kendi kimliğini arayıp durdu. Bağımsız, ayrı bir bütçesi olmadığı için yasasında sayılmış olan görevlerin hemen hiç birini gerçekleştiremedi. Özürlü örgütlenmeleri ile ilgili bir konferans düzenlemeyi planladığı halde, bir kaç milyarı temin edemediği için ertelemek zorunda kaldı.

Özel Eğitim Genel Müdürlüğü tam anlamıyla kış uykusundaydı. Genel müdürü, genel müdür vekilleri ve şube müdürleri çeşitli vesilelerle açıkça insiyatifsizliklerini ve iktidarsızlıklarını itiraf ediyorlardı. Bu yüzden de hiç bir ciddi soruna çözüm bulamadılar.

SHÇEK Genel Müdürlüğü 98’in son aylarındaki istihdam atağı dışında bol bol vaadlerde bulunmakla ve göstermelik işler yapmakla yetindi. Lafla peynir gemisi yürümeyeceğinin kanıtlarını sunmaktan öteye geçemedi. En azından görme özürlüler alanında eski hizmetlere bir yenisini ekleyemedi ya da eski hizmetleri geliştirip, modarilize edemedi. 3 Aralık günü açılışını ilan ettiği görme özürlüler için okul öncesi eğitim denemesi fos çıktı; bir iki odaya geçici olarak getirilmiş olan aksesuarlar tören sonrasında yerlerine iade edildi.

Özürlüler adına etkin bir çalışma yürüten tek teşkilat Özürlülerden Sorumlu Devlet Bakanlığı idi. 1998 yılında elde edilen tüm kazanımların altında esas olarak Özürlülerden Sorumlu Devlet Bakanı Sayın Hasan Gemici’nin imzası bulunmaktadır.

            3. Kazanımlar bakımından: Anayasamıza göre, kanun hükmünde kararname ile mali yükümlülük getirilemediğinden 1997 yılı içerisinde yürürlüğe giren düzenlemelere mali yükümlülük gerektiren pek çok yasa değişikliği girememişti. Bu yasaların bir bölümünü çıkarma şansı, 55.Hükümete ve onun özürlülerden sorumlu devlet bakanına nasip oldu. Yapılan önemli değişiklikler şunlardı:

A. Vergi Yasasında yapılan değişiklikler: Uzun yıllardan beri derneğimiz, kendi işini kuran özürlüler için de bazı avantaj ve kolaylıkların sağlanması için mücadele etti. 1991 yılında TBMM başkanlığına ve siyasi parti yöneticilerine elden sunduğu özürlüler yasası taslağında da buna yer verdi. Birinci derece sakatların gelir vergisinden bağışık tutulmasının sağlanması önemli bir hedefti.

1998 yılı içerisinde vergi reformu gündeme gelince sakatlarla ilgili bağışıklık ya da indirim sorunu da ele alındı. Serbest meslek erbabı sakatların da çalışanların yararlandırıldığı indirimden yararlandırılmaları yönünde bir değişiklik gerçekleştirildi. Ayrıca bakmakla yükümlü olduğu sakat bir yakını olanlar da indirim kapsamına alındı. Buna karşılık birinci derece sakatların gelir vergisinden bağışıklığı sağlanamadığı gibi, yıllardan beri gelir vergisinden bağışık bulunan kamu yararına vakıf ve derneklerin bu bağışıklıkları kaldırıldı. Ayrıca eşitlik ilkesine aykırı olarak ticaret erbabı özürlüler ya da bakmakla yükümlü özürlü yakını olan ticaret erbabı, indirim kapsamı dışında tutuldu. Böylece bazı ilerlemeler kaydedilirken, bazı alanlarda da gerilemeler söz konusu oldu.

Yukarda sözü edilen değişiklikler, gelir vergi yasasında 4369 sayılı kanunla gerçekleştirilmiş ve 22.7.1998 tarihli resmi gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Özellikle 46.ve 48.maddeler özürlülerle ilgilidir.

B. Özürlü çalıştırılması ile ilgili değişiklikler: Bilindiği gibi, 1997 yılında çıkarılan kanun hükmünde kararnameler ile 1475 ve 657 sayılı yasalardaki %2 sakat çalıştırılması zorunluluğu, 2000 yılından itibaren %3’e çıkartılmaktaydı. 21.10.1998 tarih ve 4382 sayılı kanun ile bu oranın 1.1.1999 tarihinden geçerli olması hükme bağlanmıştır. Yine aynı kanunla, 1475 sayılı kanunun 98.maddesinde öngörülen 500.000 TL’lık para cezası, çalıştırılmayan her sakat ve çalıştırılmadığı her ay için 70.000.000 TL’ye çıkartılmış; kesilen para cezalarının İş ve İşçi Bulma Kurumu bünyesinde oluşturulan ve özürlülerin mesleki eğitim, rehabilitasyon ve istihdamı için harcanması öngörülen bir fonda toplanması hükmü getirilmiştir. 1999 yılı başından itibaren aylık para cezaları otomatik olarak 124.000.000 TL’ye yükselmiştir. Bu, %3 kontenjanı yerine getirmeyen pek çok iş yeri bulunduğuna göre, sözkosunu fonda, kısa sürede büyük meblağların birikeceği anlamına gelmektedir. Diğer yandan %3’ten fazla özürlü çalıştıran işverene, sigorta priminin işveren payının yarısının devlet tarafından ödenmesi biçiminde özendirici bir önlem de getirilmiştir.

Bu her iki yasa değişikliği de önemlidir ve işlevseldir. Vergi yasasında yapılan değişiklikle ilk defa kendi işini kendi kuran özürlülere, sınırlı da olsa bir destek sağlanmaktadır. Ayrıca özürlü aileleri ilk defa hesaba katılmış olmaktadır. İstihdamla ilgili değişikliğe gelince bu ötekinden de önemlidir. Bu önem, %2 kontenjanın %3’e çıkartılmasından değil, daha çok aylık para cezalarının arttırılmasından, bunun yanı sıra özendirme önlemlerinin alınmasından, fakat daha da önemlisi sözkonusu cezaların bir fonda toplanarak, özürlülerin mesleki eğitimi, rehabilitasyonu ve istihdamı için harcanacak olmasından kaynaklanmaktadır. Böylece alandaki sivil toplum örgütlerinin ciddi projeler hazırlayıp, baskı yapmaları halinde kullanılabilecek hazır bir fon oluşmuş bulunmaktadır. Bu fonun rasyonel bir biçimde değerlendirilebilmesi, yeni istihdam olanaklarını genişletebilir.

C. Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik, Özürlü Kimlik Kartı Yönetmeliği ve Sakatların Devlet memurluğuna alınma şartları ile hangi işlerde çalıştırılacakları hakkında yönetmelik: 1998 yılı içerisinde bazı yönetmelikler çıkarılarak ya da bazıları değiştirilerek yeni düzenlemeler de gerçekleştirildi. Bunlardan en işlevsel olanı, sakatların devlet memurluğuna alınma şartları ile hangi işlerde çalıştırılacakları hakkındaki yönetmelikteki değişikliklerdir. Söz konusu değişikliklerle %40 ve 60 arasında sakatlığı olanların öncelikle tercih edildiği geçmiş uygulamalar önemli ölçüde ortadan kaldırılmış ve ağır derecedeki özürlülerin de işe girme olanakları genişletilmiştir. Ayrıca her yıl 3 kere sakat memur sınavı yapılması, sistemli olarak boş kontenjanların taranarak doldurulması zorunluluğu getirilmiştir. Özürlü grupları arasında adaletin gözetilmesi ilkesi de yönetmeliğe girmiştir. Bu yönetmeliğin başlıca zaafı, eskiden olduğu gibi işgücü kaybı oranının yine sağlık raporuyla belirlenmesidir. Oysa sağlık raporları ancak özür oranının belirlenmesini sağlayabilir. İşgücü kaybı başka, özür oranı başka şeydir. İşgücü kaybının, çalışma yaşamını ve iş analizini bilen bir uzman kurul tarafından yapılması gerekirdi. Bu yöndeki değişiklik önerilerimiz ne yazık ki yönetmeliğe sokulamamıştır.

Özürlülere verilecek sağlık kurulu raporları hakkındaki yönetmelik ile Özürlü Kimlik Kartı Yönetmeliği sanıldığı ve propaganda edildiği kadar anlam ve işlevsel değildir. Kuşkusuz bazı yararlar getirebilir. Sözgelişi, bir kereye mahsus olarak rapor alınıp, sürekli her alanda onun geçerli sayılması işlemleri sadeleştirmiş olması bakımından yararlı sonuçlar verebilir. Ama hala işgücü kaybı oranı sağlık raporlarıyla tespit ediliyorsa istihdam alanında bugüne kadar ortaya çıkan güçlükler devam edecek demektir. Diğer yandan gerekli alt yapı ve bilgilendirme sağlanmadığı için rapor alımında ciddi sıkıntılarla karşılaşılmaktadır. Hala 15-20 yıl önceki bilgilere dayanarak yöneticilik yapmış kişilere “santralcı olarak çalışabilir” ibaresi bulunan raporlar verildiğine rastlanmaktadır.

Özürlü kimlik kartına gelince; bunun işlevsel olup olmadığı bir yana, özürlüler için ayrı bir kimlik kartına gerek olup olmadığı tartışılabilir bir husustur. Ben kişisel olarak yurttaş olma kimliğinin dışında, özürlüye ayrı bir kimlik yakıştırmanın, onları bir çeşit damgalamak ve ince bir ayrımcılık yapmak anlamına geldiğini düşünüyorum. Kanımca konu, sosyo-psikolojik açıdan incelenmeye muhtaçtır. Kaldı ki, bugünkü haliyle kimlik kartının ciddiye alınabilir bir işlevi de bulunmamaktadır.

Sonuç olarak, 1998 yılının özürlü haklarının gelişmesi açısından önemli bir yıl olduğunu, bu yılda elde edilen kazanımların özürlü örgütlerinin mücadelesinden daha çok, daha önceki yıllarda verilen mücadelenin etkilerine ve duyarlı bir bakanın işbaşında bulunmasına bağlı olduğunu saptamaktayım. Özürlü örgütleri olarak bize, durumumuzu gözden geçirme ve kendimize çeki düzen verme gereğini dayatmaktadır. Bu gereği kavrayan örgütler öne çıkacak, kavramayanlar kervandan kopacaklardır.