turgaytufan@turgaytufan.com

Dngünün Kucağı - Murat KEFELİ

Yorgun düşer bazen düşünceleriniz. Dost bellediğiniz bir zihnin kucağına atmak istersiniz kendinizi. Denersiniz… Düştüğünüz yerin dost zihni değil, yanılgı denizinin dibi olduğunu anlayınca susarsınız. 
Tepkilerinizi düşünürsünüz. Yanılgının getirdiği soruların yarattığı duyguların tekerrürden ibaret olduğunu anlayınca suskunluğunuza bir de kuru yutkunuş eklenir. Sorunsallığın kırbaçladığı zihninizin acıdığını hisseder ve gülersiniz. Fiziksel acıyı hissetmeyen ve adına beyin denen organın, bilinç tarafından yaratılan acıyı ağırlaştırdığını hatırlamanızdır o gülümseyişin nedeni. 
Hak verirsiniz, haklılığınızı da görürsünüz. Terazinin iki kefesine koyduğunuz fikirlerin ağırlığının, hangi kefe tarafından baktığınıza göre değiştiğini anlayınca “doğru” olarak nitelendirilebilecek bir sonuca ulaşamadığınızı anlarsınız. 
Tekrar gülersiniz…
Hayatta, “doğru” denebilecek “sabit” bir kavramın aslında var olmadığını kendinize söylediğiniz günler gelmiştir aklınıza. Var olmadığına inandığınız bir kavramın düşüncelerinizi neden ağırlaştırdığını bilemezsiniz.
Gülersiniz…
Çünkü hayatta bir şeyi bilmenin de her şeyi çözemeyeceği gelmiştir aklınıza. Biliyor olmanıza rağmen ispatını yapamadan yaşadığınız onca şeyi hatırlar ve boş verirsiniz. 
Tekrar gülersiniz…
Boş vermenin bir tür kaçış olduğuna inanan zihninizin dalgalanmasını hissedersiniz. Her boş verişin balonu şişirdiğini umursamamaya çalışırsınız.
Bir kez daha kıvrılır dudaklarınız zihninizde.
ޞişen balonun zihninizdeki düşüncelerin ağırlaştıracağını ve o ağırlığın bir süre sonra sizi dost bildiğiniz bir zihnin kucağına iteceğine eminsinizdir. 
Kahkahayı patlatırsınız…
Döngünün başlangıç noktasına geldiğinizi anlamış olmanızdır kahkahanızın nedeni. Bir sigara yakıp çakarsınız ateşi çakmağınızla. Sigarayı tutuşturan ateşin, düşüncelerinizde bir şeyleri söndürmesini umut edersiniz. Ve sonra durursunuz… ޞarkılarını tuvalette yazdığını söyleyen bir adamın, belki de en sıkışmış olduğu anda kelimelere döktüğü şarkısını(*) mırıldanmaya başlar dudaklarınız:

Ne seveni ne de gideni
Hepsinden vazgeçtim 
Aşklarım dillere düştü sayenizde
E buymuş aşk bestesi dedikleri

Ne dünyayı yakarım
Ne de kırarım kadehleri
Sevgiye inanmaz oldum sayenizde 
Tükenmiş delikanlı aşk dedikleri

Ne gülerim ne de kızarım
Ne de arkasından ağlarım 
Yüreğim aşklara küstü sayenizde 
Bıktım artık fahişe gönüllerden

Ne okyanuslar kadar derin 
Ne de gökyüzü kadar sakin
Fikirler altüst oldu sayenizde 
Korktum artık çarkların dönüşünden…

Of Allah’ım of 
Nedendir hep zorda sana gelişim
Of Allah’ım of
Ofları tekerledim sayenizde…
Kendimi kaybettim sayenizde
Sevgiyi tükettim sayenizde
Son kez 
naynirana niri nirinom sayenizde…

(*) Ercan Saatçi