turgaytufan@turgaytufan.com

Kollektif Örgütcülük Nasıl Olmalıdır? - Eyüp DOĞAN

Sevgili okurlarım; uzunca bir aradan sonra, sizlere yeniden merhaba diyerek, Kollektif örgütçülük hususundaki görüş ve düşüncelerimi, sizlerle paylaşmak istiyorum.

Altınokta Körler Derneğinde, avukatıyla, eğitimcisiyle, psikoloğu, sosyoluğu ve ilköğretim mezunlarından başlayarak, çok değişik alanlarda eğitim alan, almayan çok sayıda olmasa da, yetişkin insanlar vardır. Her insanın, bütün alanlarda yetenekli olması mümkün değildir. İnsanlar, bilgilerini ve yeteneklerini paylaştıkça, kollektif çalışmalara yer verdikçe güçlenir. Bu bilgi ve yeteneklerini paylaşmayan, kendi çekmecesinde saklı tutan insanların, başarılı olması mümkün değildir. Benim düşünceme göre, ne kadar yetenekli olursa olsun, bu kişiler cılız kalır ve toplum içerisinde de, iyi bir itibara sahip olamazlar.

Altınoktanın Sesinin bir önceki müdürünün, bilgi ve yeteneklerine bende, sahip olmayı çok isterdim. Fakat onun düşüncesine sahip olmayı asla istemezdim. Neden mi? Gerek Federasyon yönetiminde, gerekse Dernek yönetiminde, bulunduğu dönemlerde güzel çalışmalar yapmıştır. Altınoktanın Sesi’nde, Altınoktanın perspektifleri ile ilgili çok değişik yazılar da yazmıştır. Özellikle yazdığı yazılar arasında yer alan, “Yönetim Sanatı” başlıklı yazısı da, çok ilgi toplamıştır. Bu yazısıyla ilgili de, o dönemlerde benim şöyle bir eleştirim olmuştu. Çok eski zamanlarda, bir dul kadının çocuğu hastalanmış. Ne kadar hekime veya bazı bilginlere başvurmuşsa da, çocuğunun derdine bir çare bulamamış. Bir gün, yaşlı bir adam dul kadına, senin çocuğunda şeker yeme hastalığı var. Bundan vazgeçerse, çocuğun iyileşir demiş. Dul kadın sormuş. Doğru efendim. Çocuk, çok şeker yiyor. Ama ben, nasıl vazgeçirebilirim? Çocuğunu Abdulkadir Geylaniye götür. O, senin çocuğunu şeker yemekten vaz geçirir ve iyileşir demiş. Dul kadın, tekrar sormuş. Aman efendim. Bu zata benim ulaşmam mümkün mü? Tam 3 aylık yol var. Nasıl giderim? demiş. Ben bilmem, “çocuğunun çaresi orada” demiş öteki. Anne yüreği buya. Çocuğunun elinden tutarak, bu uzun yola katlanmış ve Abdulkadir Geylaniyi bulmuş. 15–16 yaşlarında bir gençmiş Abdulkadir Geylani, daha yeni sokaktan oyun oynamaktan gelmiş. Kadına sormuş. Buyur hanım teyze, bir derdin mi var? Evet, efendim demiş kadın. Çocuğumda şeker yeme hastalığı var, onun için geldim. Abdulkadir Geylani, tamam çocuğunu götür bir hafta sonra getir, icabına bakarım demiş. Çocuğun annesi, aman efendim ben 3 aylık yoldan geldim. Ben bir hafta nasıl beklerim. Bugün bakıverseniz olmaz mı? diyerek yalvar yakar olmuş. Fakat aldığı cevap, yine aynı olmuş. Bir hafta beklemek zorunda kalmış. Süreyi tamamlayan anne, çocuğunu yeniden Abdulkadir Geylani’ye getirmiş. Geylani çocuğa ‘Çocuğum şeker yeme olur mu? Yemeyeceksin tamam mı? Şeker yersen ölürsün. Sakın yeme’ demiş. Çocukta ‘Tamam efendim, yemeyeceğim’ demiş. Buyurun hanım teyze, çocuğunuzu alın götürün. Bundan sonra şeker yemeyecek ve sağlığına kavuşacak demiş. Meraklı anne sormuş. Bu kadar konuşma için mi, beni 1 hafta beklettin efendim demiş. Hanım teyze, bende o zaman şeker yiyordum. Sizin çocuğunuza söyleseydim sözümü tutmazdı. Bende bir hafta şeker yemedim. Bu nedenle benim sözümü tutacak ve çocuğunuz iyileşecektir demiş.

Sevgili okurlar; bu misalden yola çıkarak Sayın Köselerin yazdığı “Yönetim Sanatı” başlıklı yazısını eleştirmiştim. Neden mi? Kendisi uymadığı için. Eğer yukarıdaki misalden örnek alacak olursak, kendisi uygulamalı ki, yönetim sanatı önerileri de geçerli sayılsın. Kendi uygulamadığınız yöntemleri, başkalarına tavsiye edemezsiniz, etseniz bile geçerli sayılmaz. İşte değerli hocamızın yönetim sanatı ile ilgili yazısı da bu meyandadır. Disiplinli çalışmayı, kollektif olmayı, çalışma plan hedeflerinin tamamının uygulanması için, mücadele vermeyi öneren, yönetim içi ve dışından olan insanlarla kollektif çalışmayı öneren yönetim yazısını yazan değerli hocamız, bu sözlerini ne kadar uygulamıştır birde ona bakalım.

Türkiye Körler Federasyonu’nun, 2 dönem yönetiminde bulunan arkadaşımız, geçen yıl 4–5–6 Haziran tarihinde yapılan sempozyumda, “görme engellilerin istihdamında mesleki müzik eğitiminin önemi ve işlevi” başlıklı çok güzel bir tebliğ sunmuştur. Çok da, beğeni kazanmıştır. 13–14–15 Ekim 2011 tarihinde yapılacak, “Uluslar arası, kör ve az gören kadınların, mesleki eğitimi, mesleki rehabilitasyonu, istihdamı ve sosyal hayata uyum sempozyumu” ile ilgili Avrupa Körler Birliğine, yarım sayfalık bir Türkçe yazı yazmıştım. Bu yazının İngilizceye çevrilmesi gerekiyordu. Halil Hocam, bu yazıyı siz, İngilizceye çevirebilir misiniz? Dedim. Bana, maille bakarım dedi. Cumartesi, Pazar bakacak idi. Pazartesi sorduğumda hiçbir gerekçe belirtmeden zamanım yok. Dış ilişkilerden sorumlu başkan yardımcısına gönder, bırak o yazsın. Sen niye uğraşıyorsun dedi. Sevgili okurlarım; O dönemin, Uluslar arası İlişkilerden Sorumlu Başkan Yardımcısının İngilizce yazı yazma yeteneği yoktu. Bu yazıyı ben, Gazi Üniversitesi Teknoloji Fakültesi Dekan yardımcılarından Doçent Dr.Yakup İçingür’e yazdırdım ve bu suretle Sayın İçingür’e çok teşekkür ediyorum. Yönetim içerisinde yardımlaşma, kollektif çalışma önemli değil midir? Bana göre çok önemli 25 kişilik yönetim kurulu içerisinde 3 kişi çalışabilir fakat faaliyetler 25 kişinin ortak çalışması neticesinde oluşur.

Sevgili okurlar, Altınoktanın Sesi Yazı İşleri Müdürü olan Sayın Köseler’in tutumlarına bir de buradan bakalım.

Çeşitli yazarlardan gelen yazıları kendisi daha önce okuduğu için bu yazıları ben inceledim yayınlanabilir. Yayınlansın mı başka bir yazıyı da inceleyip okunduğu için yayınlanmayabilir yayınlanmasın mı gibi önerilerle yazı kurulu üyelerini kaldır parmak indir parmak pozisyonuna sokmaya çalışmıştır. 2010 yılı Eylül ayında gönüllü olarak yazı işleri müdürlüğüne gelen değerli hocamıza, birçok defa bazı öneri ve taleplerde de bulunmuştum. O da olur yaparız bakarız gibi cevaplarla geçiştirmiş önerilerimizi dikkate almamıştır.

Sevgili okurlar; Sürekli yazarlarımızdan Hatice Önder’in “LADESİM LADES OLSUN MU?” başlıklı yazısı ile sürekli yazarlarımızdan Arif Zengin’in “YENİ CHP’YE YENİ ENGELLİ MİLLETVEKİLİ YAKIŞIR” başlıklı yazısı bardağı taşıran son damla olmuştur. Söz konusu yazılardan, Sayın Hatice Önder’in yazısında Cumhuriyet Halk Partisine sitem vardı Arif Zenginin yazısında ise eleştiri vardı. Fakat Her ikisinin de yayınlanmasına bir engel yoktu. Sayın Yazı İşleri Müdürü, Cumhuriyet Halk Partisine saldırı var diye, Sayın Önder’in yazısını reddetmiş, yazı kurulunun ısrarı üzerine, Sayın Zengin’in yazısını da, derneğin hukuk müşavirine görüş almak üzere havale etmiştir. Hukuk müşavirinin görüşü ise yayınlanmasında bir engelin bulunmadığı yönünde olmuştur. Fakat buna rağmen bu yazıları yayınlamamakta direnmiş ve yayınlamamıştır. Ben, Altınoktanın Sesi dergisinin içinde bulunduğu sıkıntıları ve olumsuzlukları içeren genel merkez başkanlığına çok detaylı bir dilekçe vermiştim..Yazı Kurulu Üyelerinden Burhanettin Fani, ben bundan sonra yazı kuruluna katılmıyorum diyerek sözlü istifasını sunmuştur. Diğer yazı kurulu üyesi Hasan Yıldırıcı da gördüğü lüzum üzerine merkez yönetim kuruluna istifa dilekçesini sunmuştur. 30 Temmuz 2011 tarihinde, merkez yönetim kurulu toplantısında, Altınoktanın Sesi Dergisi gündemi ile ilgili toplantı devam edecekti. Değerli hocamız Sayın Köseler, yönetim kurulu dışındakilere söz verilmesin diye öneride bulunmuştur. Altınokta perspektifi ve politikalarına uygun hareket eden, başkan Suha Sağlam öneriyi dikkate almamıştır. Aslına bakarsak çok da doğru ve güzel yapmıştır. Çünkü özellikle ben, dilekçem okununcaya kadar söz verilmedikçe, söz isteme niyetimde yoktu. Ama dilekçe okununca, Sayın Köseler, bana itamda da bulunmuştur. Ben de onun yönetim sanatı başlıklı yazısına uyarak hoş görülü davranmaya çalıştım. Geçmiş dönemleri kaşımak, o dönemleri hatırlatmak, doğru değildir. Ama 2002 yılında, 2.kat seminer salonunda yapılan başkanlar kurulu toplantısına davetli olmadığı halde gelerek söz almak ve 6–7 sayfa yazısını da okutmak istemişti. Bir diğer açıdan Türkiye Körler Federasyonunda 28 Mayıs 2011 tarihinde uluslar arası ilişkilerden sorumlu başkan yardımcılığına getirilen Halil Köseler Avrupa Körler Birliği genel kurulu delegesi olarak da seçilmiştir.30 Haziran 2011 tarihinde yapılan federasyon yürütme kurulunda Avrupa Körler Birliği Yönetim Kurulu adaylığı belirlenmesi konusunda aday adayı olmuş, yürütme kurulu aday adaylığına sıcak bakmayıp Sayın Köseleri seçmemiştir. Diğer aday gösterilen kişiyi seçmiştir. Bunun üzerine istifasını sunarak uluslar arası ilişkilerden sorumlu başkan yardımcılığından çekilmiş ve yönetim kurulu üyeliğine devam etmektedir. Fakat ne hikmetse, dernek yönetim kurulunda görev değişikliği konusu gündeme gelince genel sekreter olan Sayın Köseler istifa etmeyip görevine devam etmekte inat etmiştir. ve yapılan görev değişikliğine de muhalefet şerhi koymuştur.

Yazımın başında da bahsettiğim gibi, bunca yetenekli arkadaşlarımızın örgütleri yararına bütün gücüyle çalışmalı kollektif olmayı mutlaka ön plana çıkarmalı ve kucaklayıcı olmalıdır. Kendi ilkesine ters düşebilir. Ama örgüt ilkeleri ve menfaati ön plana çıkartılarak kendi ilklerimizden vazgeçebilmeliyiz. Altınokta Körler Eğitim Kültür Merkezini işleten Altınokta Körlere Hizmet Vakfı, Dikmen Sokuluda yapılan yaşam merkezi için birkaç yıldan beri mücadele vermektedir. Çankaya Belediye Meclisi Üyesi de olan, Sayın Köseler’in Belediyece verilen imar raporu ile ilgili de ayak sürüdüğü ve buna karşı çıktığını da açıkça yönetim kurulu toplantısında ortaya koymuştur. Kendisine bunca destek veren insanların karşısında çok olumsuz bir tavır izleyen bu arkadaşımızın yerinde ben olsam, hem Dernek, hem de Federasyon Yönetim Kurulundan çekilir, ayrıca Altınokta Körler derneği camiasından utanır, dernek üyeliğinden de istifa ederim. Ya da, toplumun önünde Altınoktanın Sesin’de özür dileyerek öz eleştiri verir, üyeliğime devam ederim.

Değerli okurlarım, biz yaşça büyük ve örgütçülükte tecrübe sahibi olan kişiler küçüklerimizi kucaklamalı, eğitmeli kollektif çalışmaları onlara da öğretmeliyiz. İnsanların bireysel ilkeleri mutlaka önemlidir fakat topluma hizmet eden örgüt ilkeleri, düşünceleri ve yararları şahsi ilke ve yararlarımızın önüne çıkartılmalıdır. Paylaşımcı ve kollektif çalışanlara selam olsun. Yeni yazı işleri müdürü Arif Zengin’e kutlu olsun. Gelecek sayılarda buluşmak üzere, esen kalın sevgili okurlar.