turgaytufan@turgaytufan.com

Ülkemizdeki Körlerin Tarihi ve Altınokta'nın Yeri - Av. Turhan İÇLİ

ÜLKEMİZDEKİ KÖRLERİN TARİHİ VE ALTI NOKTA’NIN YERİ

Osmanlı toplumunda ne kadar kör nüfus yaşadığını, bu insanların hangi işlerle uğraştığını ayrıntılarıyla bilemiyoruz.  Fakat körler arasında çok sayıda dilenciye rastlandığı, küçük bir azınlığında kimi vakıflar tarafından açılan acizaneler de koruma altına alındığı bilinmektedir. Yine bazı körlerlerin camilerde hafızlık yaptıkları, bu yüzden halk arasında körlere hafız diye hitap edildiği; bazı körlerin ise, demirci ve bakırcıların yanında kol kuvvetine dayanan körük çekme işinde çalıştıkları ya da su kuyularının diplerini temizledikleri bilinen gerçekler arasındadır. Hatta bazı kentlerde ve kasabalarda körlerin seyyar satıcılık ve küçük ticaretle uğraştıkları söylenmektedir. Örneğin, Kilis’te bir körler çarşısı bulunmaktaydı. Fakat devletin, körlerin eğitimi, rehabilitasyonu ve istihdamı konusunda hiç bir çabası ve politikası yoktu. Genel olarak sakatlığın bir mukadderat olduğuna inanılır, bu yüzden de önlenmesi için ciddi hiç bir çaba gösterilmezdi.

Cumhuriyet, her alanda olduğu gibi özürlüler alanında da önemli bir anlayış ve uygulama değişikliğine yol açtı. Öncelikle dinsel bakış açısının yerine bilimsel bakış açısına geçirdi. “Hayatta En Hakiki Yol Gösterici Bilimdir” diyen Mustafa Kemal Atatürk, 1923 yılında sağlam ve sakat çocukların haklarını içeren Cenevre Sözleşmesi adıyla anılmakta olan uluslararası bir sözleşmeye bizzat imza koydu. 1924 yılında Sağlık Bakanlığı’na bağlı olarak ilk körler ve sağırlar okulu açıldı. Gerçi 1800’lü yılların sonunda ve 1900’lerin başında kimi hayırsever kişiler tarafından varlıklı ve azınlık milliyetlerine mensup ailelerin kör çocuklarını eğitmek amacıyla bazı okulların açıldığı bilinmektedir. Özellikle Mevlana kapıdaki okul anılmaya değerdir.  Fakat bu çeşit okullar, devlet tarafından desteklenmediği için sürekli olamamışlar ve daha çok geçici kurslar niteliğinde kalmışlardır. 

Sağlık Bakanlığı’na bağlı olarak açılan okulda, körlerle sağırlar birlikte eğitim görüyorlardı. Kuşkusuz bu yanlıştı. Ama o gün bu henüz bilinmiyordu. Bu okulda eğitim görmüş olan eski öğrenciler okulun, gündüzleri sağırların geceleri ise körlerin egemenliği altına girdiğini, körlerle sağırlar arasında zaman zaman kavgalar ve komik olaylar meydana geldiğini anlatırlar.

Cumhuriyet döneminde öncelikle özel eğitimin alt yapısını oluşturan çalışmalar başlatıldı. Ülkemizde özel eğitim alanı hiç bilinmiyordu. Bu yüzden yabancı uzmanlar çağrıldı.  Bunlara raporlar hazırlatıldı. Bu raporlar arasında en ünlü olanı, Makkenzi raporudur. Ülkemizdeki özel eğitimin özelliklerini doğru olarak saptayan rapor, 1950 yılından itibaren uygulanmaya başlanmıştır. Genç yaşta bir hastalık sonucu görme gücünü kaybeden Mithat Enç, hukuk eğitimini yarım bırakarak özel eğitim öğrenimi görmek üzere yurt dışına gitmiş ve yurda dönüp özel eğitim çalışmalarının başına getirilmişti. Böylece 1949 yılında Korunmaya Muhtaç Çocuklar Yasası çıkartılıp, yatılı özel eğitim kurumları için yasal koşullar hazırlanırken 1951 yılında Milli Eğitim Bakanlığı bünyesindeki ilk körler okulu açıldı. Daha önce İzmir’de bulunan Sağlık Bakanlığı’na bağlı körler ve sağırlar okulu önce Ankara’ya Etimesgut’a sonra da Gazi Eğitimin yanındaki Beden Eğitimi Bölümü’ne taşındı ve Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlandı.  Daha sonra Gaziantep Körler Okulu açıldı. 1952 yılında Gazi Eğitim Enstitüsü bünyesinde Özel Eğitim Öğretmeni yetiştiren bir bölüm açıldı ise de bu bölüm, 1955 yılında zamanın özel eğitimden anlamayan Milli Eğitim yöneticileri tarafından Türkiye için lüks olduğu gerekçesiyle kapatıldı. 1950 yılı aynı zamanda Mithat Enç öncülüğünde bir grup gönüllü tarafından Altı Nokta Körleri Eğitme ve Kalkındırma Derneği’nin kurulduğu tarihtir. Aslında yukarıda saydığımız gelişmelerin, körler okullarının açılmasının, Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde özel eğitim bölümünün kurulmasının ve Gazi Eğitim Enstitüsü bünyesinde özel eğitim öğretmeni yetiştiren bölümün hizmete girmesinin arkasında Altı Nokta Körleri Eğitme ve Kalkındırma Derneği’nin yoğun çabaları bulunmaktaydı.

Dernek, 27 Mayıs 1960 devriminden sonra yeni hazırlanan Anayasa’ya engellilerle ilgili hükümler koydurmayı başardığı gibi, Bahçelievler’de satın almış olduğu karşılıklı iki dairede, kesekâğıdı, file, makrome, hamak, hasır, halı gibi işlerin yapıldığı ve körlerin ve az görenlerin çalıştırıldığı bir atölye kurarak korunmalı işyeri deneyimine girişti.

Bilindiği gibi 60’lı yıllar, dünyada ve ülkemizde toplumsal uyanışın ve kitle hareketlerinin yaygınlaştığı yıllardır. Buna paralel olarak körler arasında da hareketlenmeler ve hak arama mücadeleleri dikkati çekmektedir. Körler okullarından mezun olup lise ve yüksekokul eğitimini tamamlayan körlerin sayısı artmaya, körler arasından öğretmen, müzisyen, avukat gibi meslek sahibi kişiler yetişmeye başlamıştır. Diğer yandan körlerin eğitilebileceği ve üretken hale gelebileceği düşüncesinin toplumda yayılmaya başlaması, körlerin iş bulmak için kent merkezlerinde kümeleşmelerine yol açmış; iş bulamayanlar, ya dilence şebekelerinin ellerine ya da istismarcı derneklerin kucağına düşmüşlerdir. Böylece iki tip dernekçilik faaliyeti ortaya çıkmıştır: Birincisi; körlerin eğitimi, rehabilitasyonu ve istihdamı için çaba gösteren Altı Nokta Körleri Eğitme ve Kalkındırma Derneği, İkincisi; trenlerde, vapurlarda makbuz keserek ya da konser grupları halinde organize ettikleri işsiz körleri okul okul dolaştırarak para toplayan ve bu paraları cebe indiren istismarcı dernekler.

1960’lı yıllar ülkemize demokratik bir ortam getiren 27 Mayıs devriminin etkisiyle özürlüler ve özel eğitim bakımından da önemli gelişmelerin yaşanmasına tanık olmuştur. Altı Nokta Körleri Eğitme ve Kalkındırma Derneğinin çabalarıyla Anayasa’da özürlülerin üretken hale getirilmesi ve özel eğitime ilişkin maddeler açıkça yer alırken İlköğretim Yasası’na özel eğitimle ilgili hükümler konulmuş; bu yasaya dayanarak ilk defa özel eğitim yönetmeliği çıkarılmıştır. Ankara Üniversitesi bünyesinde 1967 yılında özel eğitim bölümü kurularak yeniden özel eğitim öğretmeni yetiştirilmeye başlanmıştır.

Kent merkezlerine gelen körlerin bir kısmı iş bulabilmek için bakanlıkların kapılarını aşındırmaya, olumsuz yanıt aldıklarında da çeşitli tepkiler göstermeye, yer yer küçük çaplı direnişler ve açlık grevi türünden eylemler düzenlemeye başladılar. 1962 yalında Eşber Yağmurdereli ve Naim Çavuş tarafından “Aydınlığa Doğru” adında Kemalist çizgide mürekkep baskılı bir yayın organı çıkarıldı. Birkaç sayı devam edebilen bu yayın organında, körlerle ilgili değerlendirmeler ve yazılar ağırlık taşımaktaydı. 1969 yılı Mayısında körler direniş komitesi adıyla organize olan Mustafa Kemal Dok başkanlığında ve aralarında Ömer İnal Durmuş ile Adil Koçak’ın da bulunduğu bir grup kör, Türkiye’nin ilk körler yürüyüşünü düzenledi. 300 dolayında kör ve az gören Tandoğan’dan Kurtuluş’a dek özürlü hakları için yürüdüler. Bu eylemin son derece olumlu yankıları ve etkileri oldu. Türkiye radyolarında ve basında geniş olarak yer aldı. Olumlu bir kamuoyu oluşturdu.

1971 yılında 1475 sayılı İş Yasası’nda değişiklik yapılarak özürlülere %2 kontenjan tanındı. Milli Eğitim Temel Yasası’na özel eğitim ile ilgili hükümler konuldu. 1976 yılında da yaşlılar ve işsiz sakatlar için 3 ayda bir maaş bağlayan 2022 sayılı yasa yürürlüğe girdi.

1969 Mayısındaki ilk körler yürüyüşünün doğrudan ürünü, o yılın sonunda tamamıyla körlerin insiyatifiyle kurulan Körler Sosyal Dayanışma Derneği’dir. Dernek, körlerin mücadeleci bir temelde örgütlenmelerinin fitilini ateşledi.  Özellikle işsiz körlere, iş olanağı yaratmak için ısrarlı ve bıçkın bir mücadele yürüttü. 

Altı Nokta Körleri Eğitme ve Kalkındırma Derneği, 1970’den itibaren rehabilitasyon çalışmalarına ağırlık verdi. İstanbul’da ve Ankara’da iki vakıf kurarak bu vakıfların bünyesinde birer rehabilitasyon merkezi açtı. Bu merkezlerde, beşer buçuk aylık kurslar halinde körlere ve az görenlere sosyal-rehabilitasyon eğitimi verildi. Kısmen mesleki beceriler kazandırıldı. Buralardan mezun olanlar işe yerleştirilmeye çalışıldı. İstanbul’daki rehabilitasyon merkezinin kaynağı, Milliyet Gazetesi’nin gazeteci Mete Akyol aracılığıyla gerçekleştirmiş olduğu bir kampanyadan sağlandı. Ankara’daki rehabilitasyon merkezi ise, Altı Nokta Körleri Eğitim ve Kalkındırma Derneği’nin bağışladığı bir arsanın Türkiye Körler Vakfı tarafından satışından elde edildi.

Bu gelişmeler ve hareketlenme, kör derneklerinin sayısının artmasına yol açtı. Bir yandan gönüllü bayan ve bayların egemen olduğu Körlere Işık Derneği gibi örgütler kurulurken, diğer yandan bütünüyle körlerin egemen olduğu Körler Sosyal Dayanışma Derneği, onun bölünmesiyle ortaya çıkan Körler Derneği ve Körlere Eğitim ve Kültür Derneği; daha sonraki yıllarda da Rehabilite Edilmiş Görmezler Derneği gibi dernekler kuruldu. Kamuoyundaki duyarlılık arttıkça istismarcı derneklerin sayısında da bir artış meydana geldi. Hatta ilk Körler Federasyonu da 1974 yılında bu istismarcı dernekler tarafından oluşturuldu. Merkezi İzmir’de bulunan ve başkanlığını Orhan Gökçe’nin yürüttüğü Görmeyenleri Koruma Derneği, Merkezi İstanbul’da bulunan ve başkanlığını Necati Adıbelli’nin yürüttüğü Körleri Eğitme ve Kalkındırma Derneği ile onlara sonraki yıllarda katılan merkezi Ankara’da bulunan ve Başkanlığını Derviş Aytulun’un yürüttüğü Körleri Koruma ve Kalkındırma Derneği, okulları ve sayfiye yerlerini haraca kesiyordu. Başlangıçta istismarcı dernekler arasında yer alan merkezi İstanbul’da bulunan ve başkanlığını Erdoğan Arıt’ın yaptığı Türkiye Görmezleri Eğitim ve Himaye Derneği, daha sonra bu istismarcı gruptan koparak onlara karşı mücadeleye girişti.

Türkiye’nin genel ortamı fazlaca gerilimli ve siyasi kamplara bölünmüş olduğundan bu durum kısmen kör derneklerine de yansıdı. Örneğin, Körler Sosyal Dayanışma Derneği’nden kopan ve kısaca Samanpazarı Derneği diye anılan Körler Derneği sağ eğilimli, yine çoğu Körler Sosyal Dayanışma Derneği’nden gelen Körleri Eğitim ve Kültür Derneği sol eğilimli körleri örgütlemekteydi.  Bunların asıl gayesi, özürlü haklarını koruyup geliştirmekten ziyade kendi siyasal görüşlerini yaymaktı.  Bu yüzden her ikisi de çok uzun ömürlü olamadılar. Daha küçük gruplara bölünerek dağıldılar. 

1970’li yıllarda kör aydınların önemli bir kesimi, örgütlü kör hareketine katıldı. Bu durum bilinçlenme düzeyinin artışına önemli katkılar sundu. Fakat henüz aydınlarımızın çoğunluğu yapay ve yüzeysel bir siyasallaşma anlayışı içerisinde bulundukları için demokratik kör hareketinin temel perspektiflerini ve kitlesellik boyutunu kavrayamadılar. Ne var ki, bunların çoğu mücadele geleneğinden geldikleri için yer yer bazı mücadelelere önderlik ettiler. Bu mücadelelerden en önemlisi 1975 yazında gerçekleştirilen açlık grevidir. Doğu ve Güneydoğu kentlerinden gelen 27 işsiz kör, Körler Eğitim ve Kültür Derneği’nin öncülüğünde Ankara’da toplandı ve iş talebiyle Zafer Çarşısı’nın yanındaki çimlik alanda açlık grevine başladı. Polis grevcileri engelleyemeyince gözaltına aldı. Ertesi gün bırakmak zorunda kaldı. Grevciler bu kez, Karamürsel’in yanında açlık grevine oturdular. Polis yeniden gözaltına aldı ve bıraktıktan sonra biraraya gelmelerini önlemek için memleketlerine gönderdi. Bu eylem  televizyon ve basında yer aldı ve Cumhurbaşkanının eylemcilere iş bulunulması yolunda ilgili yerlere talimat vermesine yol açtı. Bulunabilen eylemciler işe yerleştirildiler. O yıllarda Türkiye’deki siyasal ortam ve kör derneklerinin de derece-derece dar anlamda siyasete bulaşmış ve kendi aralarında bölünmüş olmaları nedeniyle 70’li yıllarda körlük alanında başka ciddi bir gelişme sağlanamadı.

12 Eylül 1980 tarihi, Türkiye’nin toplumsal ve siyasal yaşamında sancılı bir dönemin başlamasına yol açtı. Onbinlerce kişi gözaltına alındı, tutuklandı, yargılandı ve çeşitli ağır cezalara çarptırıldılar. İdamlar gerçekleşti. İşçilerin, memurların, öğrencilerin, köylülerin ve esnafın kısacası toplumun tüm kesimlerinin hak arama mücadelesi yasaklandı ve bastırıldı. Tüm örgütleri dağıtıldı ya da etkisizleştirildi. Toplum atomuna kadar parçalandı. Kör aydınların bir bölümü de bu süreçten etkilendiler ve içinde bulundukları siyasal hareketin uğradığı baskıdan paylarına düşeni aldılar. Onlar arasında da tutuklananlar ve  işkence görenler oldu. Ama sonuçta çok fazla zarar görmeksizin normal yaşama döndüler.

Bu genel tabloya göre, körlerin hak arama mücadelesinde de gerilemeler olacağı beklenirken tersine bir süreç yaşandı. Daha 1981 yılından başlayarak kör aydınlar toparlanmaya, örgütlenmeye ve hak arama yönünde bazı girişimlerde bulunmaya başladılar. Toplumsal muhalefet gerilerken demokratik kör hareketinde yavaş yavaş ama istikrarlı bir yükselme meydana geldi.

1981 yılında Dünya Sakatlar Yılı dolayısıyla TÜRK-İŞ, Sosyal Hizmetler Yüksek Okulu ve Türkiye Sakatlar Derneği tarafından ortaklaşa bir sempozyum düzenlendi. Çeşitli kör derneklerinde üst düzey yöneticiliği yapmış olan kör aydınların bir bölümü, bu sempozyumda karşılaştılar ve yeni bir hareket başlatmak üzere aralarında anlaştılar. Geçmiş dönemin kritiğini yaptılar ve o deneyimlerden önemli dersler çıkardılar. Öncelikle kabartma bir yayın organı çıkartmak konusunda mutabakata vardılar. 1983 yılında Turhan İçli, Mustafa Kemal Dok, Hasan Tatar, Hatice Önder, Yaşar Gözcü ve Remzi Çolak’ın imzalarını taşıyan “Kabartma Bir Yayın Organı Hakkında Rapor” adlı mürekkep baskılı bir broşür yayınlandı. Bu broşür, körlükle ilgili yeni perspektifleri içeriyordu. Broşür, bütün kör örgütlerine ve körlerin yoğunca bulunduğu üniversitelerdeki gruplara dağıtıldı ve tartışmaya açıldı. Özellikle merkezi İstanbul’da bulunan Rehabilite Edilmiş Görmezler Derneği (REG-DER) yeni perspektiflere ve kabartma gazete projesine ilgi duydu.

Danışma meclisi tarafından kabul edilen 2908 sayılı yeni Dernekler Yasası, 1983 yılı Ekiminde yürürlüğe girdi. Söz konusu yasanın 88.maddesine göre dört özür grubundaki örgütlerin kendi adlarını taşıyan Federasyonlara girmeleri zorunlu hale getiriliyor; bu federasyonların da Türkiye Sakatlar Konfederasyonu çatısı altında birleştirilmeleri öngörülüyordu. Yine 34.madde federasyon kurabilmek için iki kamu yarına dernek koşulunu, üçe çıkartmaktaydı.   1974 yılında istismarcı dernekler tarafından kurulan Körler Federasyonu, eski dernekler yasası gereğince iki kamu yararına derneğe dayanıyordu. Yeni dernekler yasasına kendisini uydurabilmesi için bir üçüncü kamu yararına derneğe ihtiyacı vardı.

Kabartma yayın organı hakkında rapor çıkaran grup, körlerin yoğun olarak gidip geldikleri derneklerde çalışma yapmayı bir hedef olarak önüne koymuştu. Ayrıca körlerin merkezi örgütlenmesinin önemine sıkça vurgu yapıyordu. Bu nedenle İstanbul’daki REG-DER’e yakın ilgi gösteriyor; Altı Nokta Körleri Eğitme ve Kalkındırma Derneği’ne sızmaya çalışıyordu. Federasyonun kurucusu Körleri Eğitme ve Kalkındırma Derneği’ni ziyaret eden grup üyeleri, bu derneğin de körlerin sıkça uğradığı bir yer olduğunu gözlemlemişlerdi.

Federasyon yöneticileri, üçüncü bir kamu yararına dernek arayışı içerisindeydiler. Altı Nokta ve Körlere Işık Derneği, federasyona girmeye pek yanaşmıyorlardı. Bir başka kamu yarına dernek Mersin’de bulunmaktaydı. Sözkonusu dernek, Hasan Somer adında yaşlı bir körün şirketi gibiydi. Bu derneğe, Kabartma Yayın Organı Hakkındaki Rapor yazarlarının arkadaşları bir süreden beri sızmış bulunuyorlardı.  Federasyon yöneticileri ile rapor yazarları arasında bir işbirliği olanağı doğmuştu. Rapor yazarları Mersin derneğini ele geçirecek ve federasyona katacaklar; buna karşılık federasyonun ilk genel kurulunda yönetime kabul edileceklerdi. Sürecin birinci bölümü öngörüldüğü gibi gerçekleştirildi. Bu sırada 1984 yılı Mayısında Altı Nokta Körleri Eğitime ve Kalkındırma Derneği’nin olağan genel kurulu yapılmış, rapor yazarları ile Galip Dedebali, Eyyüp Doğan, Ömer İnal Durmuş, Fikri İzra gibi değişik deneyimlerden gelen insanların birleşmesiyle oluşmuş bulunan muhalefet yönetime gelmişti. Altı Nokta, yeni kadrolarıyla rapor yazarlarının federasyona ilişkin planlarını başlangıçta destekledi; fakat Haziran ayında İstanbul’da yapılan federasyon genel kuruluna gidince, bazı üyelerin fevri davranışlarıyla genel kurulu proveke edip ayrıldılar.  Böylece federasyon üzerine kurulu plan, suya düşmüş; merkezi örgütlenme için yeni bir arayış başlamış oluyordu. 84 yılının sonlarında Altı Nokta Körleri Eğitme ve Kalkındırma Derneği, Türkiye Görmezleri Eğitme ve Kalkındırma Derneği ve Mersin’deki derneğin katılımıyla kurulan yeni bir federasyon ilan edildi. Mersin Derneği, istismarcıların federasyonundan ayrılmıştı. Bu nedenle yeni dernekler yasasına göre, üç ay içerisinde yeni bir kamu yararına derneği bulamayan söz konusu federasyonun feshi gerekiyordu. Gerek Altı Noktacıların bazı hataları gerekse Mersin Derneği yöneticilerinin çıkarcılıkları yüzünden Mersin Derneği yeni kurulan federasyondan ayrılarak yeniden istismarcı federasyona katıldı. Böylece ikinci federasyon hayali de sona ermiş oldu. 

Altı Nokta’da 1985 yılında yapılan olağanüstü genel kurulla tüm belirsizlikler ortadan kaldırıldı ve yeni kadroların Altı Noktaya egemenliği pekiştirildi. Kapılar tüm görme engellilere ardına dek açıldı. Kısa sürede yüzlerce görme engelli üye, Altı Nokta saflarında yerini aldı. Kör aydınların büyük bir çoğunluğu Altı Nokta’da toplanmıştı.

1980’li yıllar;  Altı Nokta’nın yeni kimliğini, ilke ve perspektiflerini oluşturma, körlerin her düzeyde söz ve karar sahibi olması ilkesini gerçekleştirme, planlı programlı çalışma biçimini yerleştirme, görme engellilerle ilgili kurum ve kuruluşlarla ilişkileri kurup daha olumlu bir düzeye getirme ve körlerin temel sorunlarını saptama yılları oldu.   12 Eylül rejimi, her alanda olduğu gibi sakatlar alanında da kazanılmış haklara müdahale ederek, sakatlar lehine kimi düzenlemeleri ortadan kaldırdı. 1981 Uluslararası Sakatlar Yılı’nda,  yıllardan beri gelir vergisinden bağışık olan sakatları, yeniden vergiye tabi tuttu. Ama sakatlık derecesine göre bazı indirimler yaparak. Bunu, yeni bir hak veriliyormuş gibi kamuoyuna ilan etti. Buna karşılık özellikle körler alanında mücadele eden kişilerin çabalarıyla sakatların 15 yılda emeklilik hakkı elde edilebildi. Daha sonraki hükümetler zamanında, öğretmenlik hakkı bir yönetmelikle kaldırılırken, çıkarılan yeni istihdam tüzüğüyle işverenlere hafif sakatlıkları tercih hakkı getirildi. Bazı üniversitelerin sosyal bölümleri dahi körlere kapatıldı.

Altı Nokta  yeni kimliğini oluşturma sürecine, 1984 yılında hazırlayıp 1986 yılında bir broşür olarak yayınladığı “Genel Durum Değerlendirmesi ve Görevlerimiz” başlıklı kısa ve orta vadeli çalışma programıyla başladı. Bu programda, o güne kadar ulaşılmış olan ilke ve perspektifler de yer aldı. Altı Noktanın körlerin demokratik kitle örgütü haline getirilmesi anlayışına uygun olarak, Altı Nokta Körleri Eğitme ve Kaldırma Derneği olan adı, 1986 yılında Altı Nokta Körler Derneği olarak değiştirildi.

1986 yılı Aralığında Altı Nokta, yeni kimliğini oluşturabilmenin ve propaganda edebilmenin bir aracı olarak Altı Noktanın Sesi adında sesli aylık bir yayın organının yayınına başladı. Türkiye’de ilk sesli dergi olan Altı Noktanın Sesi, kamuoyunda büyük yankı uyandırdı. Derginin çıkışı nedeniyle günün cumhurbaşkanı Kenan Evren, Altı Nokta heyetini kabul etti ve kutladı. BBC radyosu, Altı Noktanın Sesi Dergisi sahibiyle ile bir söyleşi yaptı. Altı Noktanın sesi o gün bugündür istikrarlı bir şekilde yayınlanmakta olup, 132.sayıya ulaşmıştır.

Hızlı bir üye kampanyası ve şubeleşme çalışması sürdürüldü. Altı Nokta’nın yarattığı körlerin kitle örgütü niteliğindeki örgüt modeli, diğer derneklerde de yankısını uyandırdı ve derneklere üye olmada kör olma kıstası önem kazanmaya başladı. Türkiye Görmezleri Eğitim ve Himaye Derneği, gönüllü bayanların bir hayır kurumu olma statüsünden zaman içerisinde uzaklaşarak körlerin derneği statüsüne doğru evrimleşti. Derviş Aytulun’nun Ankara’daki istismarcı derneği bir operasyon neticesinde körlerin eline geçti ve İzmir’e taşınarak İzmirli engellilerin kitle örgütü haline dönüşüp Çağdaş Görmeyenler Derneği adını aldı.

Altı Nokta, istismarcı derneklere karşıda yoğun bir mücadele sürdürdü. Körler Federasyonu’nun istismarcıların sultasından kurtarılması için çaba gösterdi. Her federasyon genel kurulu, istismarcılarla Altı Noktacılar arasında bir meydan muharebesine dönüştü. İstismarcılar naylon gören üyelikler sayesinde Federasyonu zorlukla elde tutabiliyorlar; Altı Noktacılardan şeytan görmüş gibi ürküyorlardı. Bir süre sonra istismarcı Federasyon yönetimi, Altı Nokta Körler Derneği’ni Federasyon üyeliğinden ihraç etti. Altı Nokta’nın bu tutuma karşı tepkisi çok sert oldu. CHP Genel Başkanı Erdal İnönü’nün randevusunda Altı Noktacılar istismarcıları teşhir ettiler. Milli Eğitim Şurasında Federasyon Başkanının körler adına konuşacağını öğrenen Altı Noktacılar, Orhan Gökçe’nin kürsüye çıktığı sırada bir protesto gösterisi yaptılar ve bildiri dağıttılar. Etraflarında toplanan basın mensuplarına istismarcı Federasyonunun iç yüzünü anlattılar. Orhan Gökçe konuşmasını yarım bırakarak kürsüden inmek zorunda kaldı. Benzer bir gösteri İstanbul Sheraton Oteli’nde, Sosyal Güvenlik ve Çalışma Bakanı İmran Aykut’un önünde ceyran etti. Onu, İstanbul Güneş Motel olayı izledi. Nokta Dergisi istismarcıların rezaletlerini iki hafta üst üste kapaktan verdi. Bunun üzerine Altı Noktacılar büyük bir grupla ve Türkiye Görmezleri Eğitim ve Himaye Derneği başkanı ve üyeleriyle birlikte Federasyonunun önünde toplanarak Federasyon tüzüğünü yaktılar. Bundan ötürü yargılandılar ve beraat ettiler. Böylece Federasyoncular kamuoyu önüne çıkamaz ve resmi toplantılara katılamaz hale geldiler. 

1990’lı yıllar, kendi kimliğini kazanmış olan  demokratik örgütlü kör hareketinin Altı Nokta Körler Derneği öncülüğünde meydanlara çıkmasına, çeşitle eylem ve etkinliklerle varlığını hissettirmesine tanıklık etti.

Perde, yargı yoluyla öğretmenlik hakkının kazanılması ile açıldı. 1990 yılı sonlarında Altı Nokta Körler Derneği, Türkiye Görmezleri Eğitim ve Himaye Derneği ve Çağdaş Görmeyenler Derneği arasında, Demokratik Kör Dernekleri Birliği (DEKDEBİR) adıyla gayri resmi bir oluşum meydana getirildi. Bu oluşumun başlıca amacı, ya mevcut Federasyonu demokratikleştirmek ya da demokratik yeni bir Federasyon kurmak ve demokratik kör hareketine önderlik etmekti. DEKDEBİR rüştünü, 9 Mayıs 1991 tarihinde kanıtladı.  Türkiye’nin dörtbir yanından gelmiş olan çeşitli derneklere mensup 300 dolayında üye, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne kitlesel bir ziyaret gerçekleştirdi. Grup salonlarını tek tek dolaşarak kürsülerden konuşmalar yapıldı. Hazırlanmış olan demokratik, kapsamlı ve bütünlüklü Özürlüler Yasa Taslağı, siyasi parti yetkililerine TBMM Başkanlığı’na elden verildi. Bu olay, kamuoyunun ve özellikle siyasi partilerin sakatlık sorununa karşı duyarlılaşmasında dönüm noktası oldu. Siyasi partiler, demokratik örgütlü özürlü hareketinin gücünün ve arkasındaki büyük oy potansiyelinin farkına vardılar. 1991 yılı Ekiminde gerçekleşen genel seçimlerin arifesinde sakatlık sorununa, programlarında yer verdiler ve sakatlara vaatlerde bulunmak için birbirleriyle yarıştılar.

1992 yılında, kitlesel meclis ziyareti tekrar edildi. 1993’ün 3 Aralığında Altı Nokta öncülüğünde ortopedik özürlülerin de katıldığı 400 kişilik, bir protesto ve kendini zincire vurma eylemi gerçekleştirildi. Eylem, sakatlık sorununa duyarsızlığı nedeniyle o günkü Sosyal Güvenlik ve Çalışma Bakanı Mehmet Moğultay’a karşı idi. Moğultay, eylemcilerle görüşmemek için bahçe duvarından atlayıp kaçtı.

1994 yılı başında Altı Nokta öncülüğünde iki ortopedik engelli, bir işitme engelli, 7 de görme engelli derneğinin katıldığı, Özürlüler Platformu oluşturuldu. Özürlüler Platformu’nun öncülüğünde 1994 ve 1995 yılı sakatlar haftası, yoğun eylem ve etkinliklere tanık oldu. 1994 yılında milletvekillerine mektup, Özürlüler Yasası ve özelleştirme nedeniyle işten atılanların yeniden işe alınması için yürütülen imza kampanyası, 8 gün süren görme ve ortopedik engellilerin katıldığı açlık grevi, tabut eylemi ve Başbakanlık önünde 600 kişilik gösteri gerçekleştirildi. 1995 yılı Mayısında ise, yine milletvekillerine mektup, imza kampanyası, Başbakan aleyhine kitlesel tazminat davası ve Anıtkabir’den Başbakanlığa yürüyüş eylemleri yapıldı. Haziran ayı başında, Başbakan Tansu Çiller’in yolu Gaziantep Havaalanı çıkışında kesilerek kendisinden, Özürlüler Yasası konusunda çalışmaların başlatılması için söz alındı. Çiller sözünü tuttu ve Ankara’ya döndükten sonra çalışmaların başlatılması için özürlülerden sorumlu Devlet Bakanına talimat verdi. TBMM’den özürlüler hakkında kanun hükmünde kararname çıkarılması için yetki istenecekti. Oysa Altı Nokta, kanun hükmünde kararname biçimindeki bir düzenlemeye karşı idi. O, doğrudan doğruya meclisten çıkarılacak bir yasanın gereğine inanıyordu. ANAP meclis kurulunda ve DYP kurmaylarının katıldığı bir toplantıda bu görüşler açıkça ifade edildi. Yetki kanunun hazırlıkları tavsadı.

1990’ların ortalarına doğru özürlüler alanında, iki yeni gelişme daha meydana geldi. Birincisi, Altı Noktanın sürdürdüğü başarılı bir diplomasi ve mücadele sayesinde 22 Ekim 1994 yılında yapılan bir genel kurulda Körler Federasyonu, demokratik bir tüzüğü kabul etti ve yönetimde belirli bir ağırlıkla temsil edildi. Daha sonraki yıllarda ise, yönetimdeki öncülüğünü ve ağırlığını artırdı. İkinci olarak, 1993 yılı Eylülünde Türkiye Sakatlar Konfederasyonu yönetiminde önemli bir değişiklik oldu. Türkiye Sakatlar Konfederasyonu, 1986 Mayısında dört Federasyonunun birleşmesiyle kurulmuştu. İş başına gelen yöneticiler, genellikle Konfederasyon’un kamuoyuna ve yetkililere tanıtılması ve meşrulaştırılması çalışmalarını yürüttüler.  Federasyonlar ve dernekler üzerinde bir etkileri olmadı. Bu nedenle de derneklerin ve federasyonların özel olarak Türkiye Sakatlar Konfederasyonu ile ilgili bir tepkileri söz konusu değildi. 1993 Eylülünde Ortopedik Özürlüler Federasyonu’ndan delege bile seçilemediği halde Zihinsel Özürlüler Federasyonu yöneticilerinin gözüne girip oradan delege olarak gelen Ortopedik özürlü Faruk Öztimur’un, Konfederasyon Başkanı oluşu her şeyi değiştirdi. Faruk Öztimur, gerek TRT’den kaptığı Yaşama Sevinci adlı televizyon programı sayesinde belirli bir popülarite kazanmıştı; gerekse belirli şaibeli geçmişi sayesinde maddi anlamda yüksek bir hareket kabiliyetine sahipti. Üstelik karakterce son derce esnek oluşu, ona büyük bir manevra imkanı sağlıyordu.  Altı Noktanın ezeli rakipleri Orhan Gökçe ve Necati Adıbelli’nin dolduruşuyla 1994 Mayısında İçişleri Bakanını ziyaret ederek Altı Noktanın yapacağı eylemlerin PKK ve Dev Sol tarafından yönlendirildiğini ifade etti. Ankara Valiliği tarafından eylemler yasaklanmasına rağmen gerçekleştirildi. Öztimur’un bütünüyle yalan söylediği açığa çıktı. Bu durum, daha tanışma imkânı bulmadan Altı Noktanın Faruk Öztimur’a karşı tepkisine yol açtı. 1995 yılında Körler Federasyonu, Türkiye Sakatlar Konfederasyonu seçiminde Öztimur’un karşısına Turhan İçliyi başkan adayı olarak gösterdi. Sert tartışma ve mücadelelerle geçen bir genel kurul gerçekleşti. Öztimur’un adamları, Körler Federasyonu’nun bildirilerini kaçırdılar. Federasyon konuşmacılarını engellemek ve tartaklamak istediler. Bütün bunlara rağmen Körler Federasyonu kendi sahip olduğu delegelerden çok daha fazla oy aldı. Fakat seçimleri kaybetti. O yılın Aralık ayında yapılan seçimlerde Öztimur, ANAP’tan milletvekili adayı oldu. Körler Federasyonu Başkanı Ahmet Cantürk başta olmak üzere, üyelerden oluşan bir grupla ANAP önünde bir basın açıklaması yaptı ve Öztimur’un sakatları temsil edemeyeceğini ilan etti. Böylece Körler Federasyonu ile Türkiye Sakatlar Konfederasyonu arasındaki ilişkiler iyiden iyiye sertleşti ve keskinleşti.

1996 yılı Mayısında Körler Federasyonu tarafından Özürlüler Yasası için kısa bir yürüyüş ve kitlesel meclis ziyareti gerçekleştirildi. İktidardaki ANAP parti binasının işgali, gerek o günkü Altı Nokta Başkanı Ömer İnal Durmuş’un basiretsizliği gerekse Eğitim Himayecilerin disiplinsizliği ve eyleme yan çizmeleri yüzünden başarısızlıkla sonuçlandı. Mayıs ayı sonundan itibaren Altı Nokta ile Türkiye Görmezleri Eğitim ve Himaye Derneği’nin arası bozulmaya başladı. Ahmet Cantürk, istismarcı derneklerin desteğini arkasına alarak yapılacak Federasyon genel kurulu için başkan adaylığını ilan etti. Altı Nokta da kendi cephesini oluşturdu. Yapılan seçimleri Altı Nokta’nın başkan adayı Ömer İnal Durmuş kazandı. Ömer İnal Durmuş, bunun üzerine 27 Ocak 1996 günü yapılan Altı Nokta Körler Derneği genel kurulunda seçildiği, dernek Genel Başkanlığı görevinden ayrıldı ve yerine yönetim kurulu üyesi Suha Sağlam Altı Noktanın genel başkanlığına getirildi. Ömer İnal Durmuş daha Altı Noktadaki görevini bırakır bırakmaz Suha Sağlam’ı ve yönetimi basiretsizlikle suçlamaya ve top ateşine tutmaya başladı.

Bu sırada 1986 programında hedeflenip Ankara Büyükşehir Belediyesinden arsası eski genel başkanlarımızdan, rahmetli Galip Dedebali zamanında alınan ve 1994 Haziranında temeli atılan eğitim ve kültür merkezi, 1996 yılı Eylülünde esas itibariyle tamamlanmış ve Altı Nokta Körler Derneği genel merkezi, Kurtuluş’taki bu yeni binaya taşınmıştı.  Eğitim ve Kültür merkezinin üniteleri 1997 ve 1998 yılı boyunca tek tek tamamlanarak hizmete açıldı. 1999 yılı başında merkez, radyosu, misafirhanesi, sesli ve braille kütüphaneleri, kitap kayıt stüdyoları, bilgisayarlı braille matbaası, seminer salonları, büroları, konferans salonu ve restorantı ile tam kapasite ile işler hale gelmişti. Bu da Altı Noktanın ülkemizin görme engellilerine armağan ettiği ilklerden biriydi. 1997 yılı sonunda Altı Nokta Körlere Hizmet Vakfı kurularak eğitim ve kültür merkezinin işletilmesi, projeler oluşturulması ve gelir kaynakları yaratılması görevi, bu vakfa devredildi. Yine 1997 yılı ortalarında büyük sanayici sayın Sakıp Sabancı, televizyon filmlerinden etkilenerek merkezin başına kızının isminin konulması koşuluyla önemli miktarda bir bağışta bulundu. Konu, tüm teşkilatta tartışıldı, referandum yapıldı ve %75 bir oyla bu teklif kabul edildi.

Yine 1996 yılları sonlarına dönelim. Bir süreden beri REFAH-YOL hükümeti, özürlüler için kanun hükmünde kararname çıkartmak üzere yeniden yetki yasası üzerinde durmaktaydı. 3 Aralık 1996 günü TBMM yetki yasasını kabul etti. Daha sonra mecliste yapılan ve Türkiye Sakatlar Konfederasyonu ile bağlı dört federasyon başkanları ve birçok dernek üyelerinin katıldığı toplantıda o gün, bayram günü ilan edildi. Körler Federasyonu başkanı da yetki yasası ile ilgili hiçbir eleştiri yapmaksızın bu koroya katıldı.

Ardından Türkiye Sakatlar Konfederasyonu başkanı Öztimur, kanun hükmünde kararnamelerin birlikte çıkarılabilmesi için birkaç yıldan beri sürdürülen kavgaya son verilmesi ve ateşkes yapılması yolunda Körler Federasyonuna bir teklif getirdi. Teklif, Konfederasyon’un federasyonların iç işlerine karışmaması ve federasyonlara ait olup da tekelci bir anlayışla Konfederasyon tarafından gasp edilen yetkilerin iadesi koşuluyla kabul edildi. Ama daha sonraki süreç içerisinde Konfederasyon sözünü hiç tutmazken ateşkes sürdürüldü.

Ocak 1997 yılı başından itibaren başlayan ve Başbakanlık bünyesinde oluşturulup Konfederasyon ve federasyon temsilcilerinin de katıldığı kanun hükmünde kararname görüşmeleri ilerledikçe ve kabul gören kanun hükmünde kararnamelerin içeriği ortaya çıktıkça Altı Nokta Körler Derneğinin hoşnutsuzluğu artmaya başladı. Altı Nokta yıllardan beri demokratik, kapsamlı ve bütünlüklü tek bir Özürlüler Yasası’nı savunmaktaydı. Oysa görüşmeciler teşkilat yasasını ayrı, diğer yasalarda değişiklikler yapan kanun hükmünde kararnameleri ayrı ele alıyorlardı. Üstelik bütünlüklü ve kapsamlı haklar yasasından hiç söz edilmiyordu. Altı Nokta, tepkilerini Federasyon Başkanına iletmesine rağmen Federasyon Başkanı da Öztimur’lar gibi düşündüğünden bir sonuç alamadı. Tam tersine Federasyon başkanı Ömer İnal Durmuş sırtını Faruk Özitimur’a dayayarak, Altı Noktaya karşı mücadeleye ve örgüt içerisinde kriz çıkarmaya başladı. Altı Nokta basın toplantıları ile eleştirilerini ve görüşlerini kamuoyuna duyurdu. 16 Mayıs 1997 günü Anıtkabir’den Başbakanlığa maskeli büyük bir yürüyüş düzenledi. Başbakan Erbakan, yürüyüşçülerin temsilcileri ile görüşmek zorunda kaldı ve öncelikle, haklar yasasının çıkarılması için yetkili bakana talimat verdi. Fakat 30 Mayısta teşkilatla ilgili, 8 Haziranda da çeşitli yasalarda değişiklikler yapan kanun hükmünde kararnameler yayınlanmasına rağmen, rehabilitasyon ve haklar yasası yoktu. Diğer hususlar ise, önceden öngörülenden bile eksik ve yanlış olarak çıkmıştı. Altı Nokta durumu protesto için 14 Haziran günü Başbakanlığa siyah bir çelenk koydu.

Tüm eksikliklerine rağmen çıkarılan kanun hükmünde kararnameler o güne kadar yapılan en kapsamlı düzenlemeydi. 1991 yılından beri meydanlarda sürdürülen mücadele meyvelerini vermeye başlamıştı. Ne yazık ki, doğru bir önderlik yapılamadığından beklenen hedef gerçekleşmemiş; demokratik, kapsamlı ve bütünlüklü Özürlüler Yasası çıkarılamamıştı.

1997 yılı 26 Eylülünde Türkiye Sakatlar Konfederasyonu olağan genel kurulu yapıldı. Körler, sağırlar ve ortopedik özürlüler önce Faruk Öztimur karşısına bir aday çıkarma hususunda anlaştılar. Fakat özellikle sağırların yan çizmesi nedeniyle bu anlaşma bozulunca, Faruk Öztimur başkanlığında her federasyonun kendi belirleyeceği üçer kişinin katılacağı bir ekip konusunda mutabakat sağlandı. Fakat Öztimur, her zaman yaptığı gibi anlaşmaya uymadı. Ömer İnal Durmuş dışındakileri listesinden çıkardı. Körler Federasyonu olarak, aldatılmış konumundaki körler federasyonu başkanı Ömer İnal Durmuş, temsil durumunun düzeltilmesi için mücadele edeceğini ve ölüm orucuna oturacağını basına açıkladı. Fakat hiç bir zaman ölüm orucu gerçekleştirilmedi. Konfederasyona tepki olarak Özürlüler İdaresi Başkanlığı’nın açılış töreninde başbakan ve ilgili bakanların önünde Altı Nokta Körler Derneği tarafından yapılan zincirli protesto eylemine zoraki katıldı.

Gerek Faruk Öztimur’un Körler Federasyonunu ve Altı Nokta Körler Derneğini bölme çabalarının, gerek Federasyon seçimini kaybeden Türkiye Görmezleri Eğitim ve Himaye Derneğinin hasımane tutumlarının, gerekse Federasyon Başkanının sekter yönetim anlayışı ve Konfederasyonla ilkesiz işbirliği politikasının bir ürünü olarak Körler Federasyonu’nda ve Altı Nokta Körler Derneği’nde bir bölünme sürecine girildi.

18–19 Ekim 1997 tarihleri arasında yapılan Altı Nokta Körler Derneği olağan genel kurulunda ciddi tartışmalar oldu ve iki liste yarıştı. Buhanettin Fani başkanlığındaki liste, küçük bir oy farkıyla yönetime seçildi.

1997 yılı başından itibaren Türkiye Görmezleri Eğitim ve Himaye Derneğinin gizli-açık teşvikiyle federasyona bağlı bazı dernekler ve dernek şubeleri, Milli Özürlüler Birliği adıyla Federasyona ve özellikle Altı Nokta Körler Derneği’ne karşı, kendi ifadeleriyle “milliyetçi-muhafazakar” körleri bünyesinde toplayan bir cephe oluşturdular. Milli Özürlüler Birliği, REFAH-YOL hükümetinin özellikle refah partisi kanadına yaslanarak ve bu partinin bakanlarıyla basın toplantıları yaparak sonuç almaya çalıştı. Bazı radyolarda Federasyonu ve Altı Nokta Körler Derneği’ni suçlayan programlar yaptı. Fakat kendi içindeki bütünlüğü koruyamadığı için bir süre sonra kendiliğinden dağıldı.

Daha sonra Türkiye Görmezleri Eğitim ve Himaye Derneği, istismarcı derneklerin desteğini arkasına alarak Federasyondan ayrılıp ikinci bir federasyon oluşturma çabasına girişti.7 Aralık 1997 tarihinde Körler Federasyonu’nun olağanüstü bir genel kurul yaparak Eğitim Himayecileri yönetim kuruluna alması da ikinci federasyon girişimleri sürecinin sona erdirilmesine yetmedi. Hatta ikinci federasyon girişimi, Türkiye Sakatlar Konfederasyonu Başkanı Faruk Öztimur’la işbirliği yaparak iyiden iyiye ihanete yöneldi.

Bu sırada Federasyon Başkanı Ömer İnal Durmuş, gemi azıya alarak Altı Nokta ile arasını büsbütün açtı. Altı Nokta’nın ikinci federasyonu önlemek için ihanete sürüklenen derneklerle yaptığı görüşmeleri, torpillemeye çalıştı. Federasyon yönetim kurulunda da kendisine karşı hoşnutsuzluk yükselince bir komisyon oluşturulup defter ve hesapları incelemeye alındı. Süreç, Ömer İnal Durmuş’un Altı Nokta’dan ihraç edilmesiyle sonuçlandı.

1997 yılı ortalarında REFAH-YOL hükümeti devrilerek yerine ANA-SOL- hükümeti kuruldu. Bu hükümetin özürlülerden sorumlu devlet bakanı Hasan Gemici, hızla özürlüler konusuna vakıf hale gelerek bir dizi yasanın hazırlanması ve meclisten çıkarılması çalışmasına başladı. 1998 yılında vergi yasasında yapılan değişikliklerle ilk kez, serbest meslek sahibi özürlüler ve özürlü yakınları da işçi ve memur özürlüler gibi vergi indiriminden yararlanma hakkına kavuştular. 50 ve 50’nin üzerinde işçi ve memur çalıştıran işyerlerindeki %2 özürlü kontenjanı % 3 e çıkarıldı. Almadıkları her özürlü başına ödenen 500.000.TL’lik para cezası 70.000.000.TL ye çıkarıldı ve devlet alacaklarına uygulanan zam üzerinden otomatiğe bağlandı. % 3 den fazla özürlü çalıştıran işverenlerin sigorta priminin yarısı devlet tarafından üstelenilerek işverene ilk özendirme önlemi uygulandı. Özürlü kimlik kartı, sağlık raporları ve özürlü istihdamı ile ilgili yönetmelikler yeniden düzenlendi.

5 Temmuz 1998 yılında Körler Federasyonu’nun olağan genel kurulunda, Altı Nokta Körler Derneği’nin adayı Turhan İçli başkanlığında yeni bir ekip işbaşına geldi. Yürütülen kısa süreli bir kampanya sonucu Ankara’ya taşınmış olan Federasyon’a yeni bir daire alındı ve uygun çalışma koşulları sağlandı. Federasyon, 2022 sayılı yasada bir değişiklik yapılarak işsiz özürlülere aylık asgari ücret tutarında tazminat ödenmesi ve bu paranın memur maaş artışlarına endekslenmesi için  “Özürlüye Ya İş Ya Da Tazminat” sloganıyla bir kampanya başlattı. Kampanya için televizyon filmleri, basın ilanları, billboard afişleri, bildiriler ve pankartlar hazırlanarak büyük bir propagandaya girişildi ve bakanlarla, milletvekilleriyle görüşüldü. Altı Nokta Körler Derneği, Federasyon’un eylem ve etkinliklerini etkin bir biçimde destekledi. Kampanya hala devam etmektedir ve 1999 yılı içerisinde söz konusu yasanın yürürlüğe konulması için yoğun bir çaba gösterilmektedir.

13 Eylül 1998 tarihinde Altı Noktanın kendi içerisindeki çalkantıların had safhaya varması, kendini muhalefet olarak adlandıran ve Ömer İnal Durmuş’un başını çektiği grubun faaliyetlerinin tahrip edici boyutlara ulaşması ve Burhanettin Fani’nin başkanlıktan ayrılma eğilimi yeni bir olağanüstü genel kurulu zorunlu hale getirdi. Yapılan genel kurulda muhalefet yenilgiye uğratılarak Suha Sağlam başkanlığında yeni bir ekip işbaşına geldi. Bugün hala bu süreç devam etmektedir.

Görüldüğü gibi, yaklaşık 80 yıllık Cumhuriyet döneminin özürlüler ve özel eğitim alanının 50 yılı, Altı Nokta ile doludur. Tüm gelişmelerin ve ilklerin altında Altı Nokta’nın imzası bulunmaktadır. İlk körler okulu, üniversite bünyesinde ilk özel eğitim bölümü, Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde ilk özel eğitim ünitesi, ilk anayasal düzenlemeler, ilk korunmalı işyeri deneyimi, ilk vakıflar ve ilk rehabilitasyon merkezleri, ilk sesli dergi, ilk eğitim ve kültür merkezi, ilk radyo, ilk özürlüler yasası taslağı vb… İlk körler yürüyüşünü başlatma onuru, daha sonra Körler Dayanışma Derneği haline gelecek olan bir grubun; ilk açlık grevinin düzenlenmesi kıvancı ise Körler Eğitim ve Kültür Derneği’ne aittir. Ama her iki çevrenin asıl elemanları, 1984 yılından itibaren Altı Nokta Körler Derneği bünyesinde ön saflarda yer almışlardır. Böylece bugünkü Altı Nokta, özürlüler ve özellikle görme özürlüler adına var olan tüm bilgi, deney, mücadele ve kadro birikimini temsil etmektedir. Bu nedenle övünülecek bir tarihe sahip olduğumuzun bilinciyle, coşkusuyla ve sorumluluğuyla hareket etmek zorundayız.